Yasal yükümlülüklerin sayısı artmaya devam ederken ve yasa koyucular ile mahkemeler yönetim sorumluluğunu daha da sıkılaştırdıkça, denetim kurullarının çalışmaları giderek daha fazla gündeme gelmektedir. Önemli ölçüde artan gereklilikler ve belirgin şekilde yükselen sorumluluk riskleri, özellikle denetim kurulu başkanlarını ve özel sorumluluk alanlarına sahip denetim kurulu üyelerini etkilemektedir.
I. Giriş
Alman Anonim Şirketler Kanunu, yönetim kurulundan farklı olarak denetim kurulunun kendi üyeleri arasından bir başkan seçmesi gerektiğini açıkça belirtmektedir (AktG Madde 107(2)). Dolayısıyla, denetim kurulu başkanlığı görevi kanunla belirlenmiş olmakla birlikte, ayrı bir şirket organı teşkil etmemektedir. Kural olarak, denetim kurulu başkanı bu nedenle yalnızca denetim kurulunun bir bütün olarak aldığı kararlar çerçevesinde hareket edebilir. Bununla birlikte, denetim kurulu başkanlığı, sadece “eşler arasında birinci” (primus inter pares) olmaktan öte bir anlam taşır; zira AktG’nin 100. maddesinin (2) fıkrasının 1. cümlesinin 1. maddesi ile 3. cümlesi uyarınca, denetim kurulu üyeliklerinin toplam sayısı hesaplanırken başkanlık görevlerinin iki kez sayılması da bunu göstermektedir. Ayrıca, denetim kurulu başkanının kimliği, şirketin tüm iş mektuplarında (AktG Madde 80(1), 1. cümle) ve şirketin yıllık mali tablolarına ilişkin dipnotlarda (HGB Madde 285, 10. madde, 2. cümle) belirtilmelidir.
II. Denetim Kurulu Başkanının Yetkileri
Almanya Anonim Şirketler Kanunu’nda, denetim kurulu başkanının görev ve yetkilerini kapsamlı bir şekilde düzenleyen tek bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Kanun’un çeşitli yerlerinde bir dizi özel yetki ve sorumluluk açıkça düzenlenmiştir. Örneğin, AktG’nin 90. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yönetim kurulunun denetim kuruluna karşı genel raporlama yükümlülüğüne ek olarak, yönetim kurulu “diğer önemli durumlarda” doğrudan denetim kurulu başkanına rapor vermek zorundadır (AktG’nin 90. maddesinin 3. fıkrası). Başkan, denetim kurulu toplantılarına başkanlık eder ve bu toplantılar için hazırlanan tutanakları imzalar (AktG m. 107(3)). Başkan, diğer denetim kurulu üyelerinin, üyesi olmadıkları bir denetim kurulu komitesi toplantısına katılmasını yasaklayabilir (AktG m. 109(2)). Denetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte, olağan sermaye artırımı kararını ve bunun uygulanmasını ticaret siciline tescil ettirmelidir (AktG Madde 184(2), 188(2)). Aynı durum, şartlı sermaye artırımı (AktG Madde 195(1)), sermaye azaltımı (AktG Madde 223, 229(3)) ve hisselerin iptali (AktG Madde 237(2)) ile ilgili kararlar için de geçerlidir.
Eşit temsiliyet esasına göre oluşturulan denetim kurulunda karar alma sürecinde bir çıkmaza girilmesi durumunda, kararın tekrar oylanması halinde denetim kurulu başkanına ikinci bir oy hakkı tanınır (bkz. MitbestG’nin 29. maddesinin (2) fıkrasının 1. cümlesi ve 31. maddesinin (4) fıkrasının 1. cümlesi). Ortak Karar Yasası'na tabi olmayan şirketlerde, denetim kurulu başkanının bu tür ikinci oy hakkı genellikle şirket ana sözleşmesinde düzenlenmiştir.
Alman Kurumsal Yönetişim Kodunun (DCGK) önerileri de denetim kurulu başkanının önemli konumunu vurgulamaktadır. DCGK’nın 5.2(3) maddesi, özellikle denetim kurulu başkanının toplantılar arasında yönetim kurulu ile, özellikle de yönetim kurulu başkanı ile düzenli temas halinde olması ve strateji, planlama, iş geliştirme, risk durumu, risk yönetimi ve uyum ile ilgili konuları onlarla görüşmesi gerektiğini belirtmektedir. Denetim kurulu başkanı ayrıca, genel kurula ücretlendirme sisteminin ilkeleri hakkında bilgi vermelidir (DCGK Madde 4.2.3(6)). Yönetim kurulu üyeleri, çıkar çatışmalarını gecikmeksizin denetim kurulu başkanına bildirmelidir (DCGK Madde 4.3.3). Aynı durum, derhal çözüme kavuşturulamayan olası reddi veya tarafsızlık ihlali gerekçeleri söz konusu olduğunda denetçi için de geçerlidir (DCGK Madde 7.2.1(2)).
Denetim kurulu başkanına, şirket ana sözleşmesindeki bir hüküm uyarınca genel kurul toplantısına başkanlık etme görevi düzenli olarak verilir; bu da başkana genel kurul açısından da özel bir konum kazandırır.
III. Kurumsal Uygulamalarda Denetim Kurulu Başkanının Özel Rolü
Şirket uygulamalarında, denetim kurulu başkanının özel rolü, “denetim kurulunun faaliyetlerindeki fiili süreksizlik” olgusu ile daha da pekiştirilmektedir (bkz. Schenck, AG 2010, 649, 651). Denetim kurulunun sürekli görevleri olmasına rağmen, bu organ sürekli olarak faal değildir; genellikle yılda sadece birkaç kez toplanır. Buna karşılık, denetim kurulu başkanı sürekli olarak faaldir. Başkan, yönetim kurulu veya yönetim kurulu başkanıyla sürekli temas halindedir ve bu bakımdan, yönetim kuruluna yönelik denetim ve danışmanlık desteğinde sürekliliği sağlayan bir bağlantı görevi görür (M. Roth, ZGR 2012, 343, 363; Drinhausen/Marsch-Barner, AG 2014, 337, 342).
IV. Sorumluluğun Sonuçları
Denetim kurulu başkanı bu nedenle sürekli olarak hareket etmek ve sık sık zaman baskısı altında tepki vermek zorunda olsa da, bu görevin getirdiği bu fiili sonuçlar tüzükte yeterince yansıtılmamaktadır. Denetim kurulu başkanı, sadece bir organ üyesi olarak, uygulamada — ve DCGK’nın tavsiyeleri doğrultusunda — tüzüğün aslında denetim kuruluna bir bütün olarak atadığı görevleri yerine getirmektedir. Bu bağlamda, yasal düzenleme ile hukuki gerçeklik arasındaki “geniş uçurum” nedeniyle, denetim kurulu başkanı bazen uygun bir yetki dayanağı olmaksızın hareket etmektedir (bkz. Schenck, AG 2010, 649, 651 ve devamı).
Özellikle, denetim kurulu başkanının sürekli olarak görevde olması ve yönetim kurulu başkanıyla sürekli temas halinde bulunması, oysa denetim kurulu bir organ olarak sürekli faal değildir; bu durum, denetim kurulu başkanı için artan sorumluluk risklerine yol açar — hatta diğer denetim kurulu üyelerine herhangi bir görev ihlali atfedilememesi halinde, başkanın tek başına sorumluluk üstlenmesine bile yol açabilir. Yalnızca başkanı etkileyen bu tür bir görev ihlali, örneğin, başkanın yönetim kurulundan aldığı bilgileri diğer denetim kurulu üyelerine iletmemesi veya bunu zamanında yapmaması ya da aciliyetine rağmen bilginin alınmasını — veya reddedilmesini — olağanüstü bir denetim kurulu toplantısı çağırmak için gerekçe olarak değerlendirmemesi durumunda ortaya çıkabilir. Hatalı denetim kurulu tutanaklarının imzalanması da genel olarak, özellikle denetim kurulu başkanına atfedilebilen bir görev ihlali olarak değerlendirilmelidir.
Denetim kurulu üyelerinin tamamı ya da en azından birkaçı görevlerini ihlal etmiş olsa bile, başkanın bireysel kusur derecesinin daha yüksek olması durumunda başkanın özel rolü önem kazanabilir. Görevlerini ihlal eden yönetim kurulu üyeleri müteselsilen sorumludur ve başka bir yönetim kurulu üyesinin de, hatta ağırlıklı olarak, kusurlu olduğu iddiası, anonim şirkete karşı sorumluluğu azaltmaz; ancak her bir yönetim kurulu üyesi, görev ihlali nedeniyle ortaya çıkan zarardan şirkete karşı tam olarak sorumludur (bkz. BGH, NZG 2008, 104). Bununla birlikte, kusur derecesi, müteselsil borçlular arasındaki iç rücu konusunda önemli bir rol oynar. Dolayısıyla, denetim kurulu başkanının daha yüksek bir bireysel kusur derecesine sahip olması, şirket sorumluluk hukuku kapsamında iç rücu durumunda daha fazla katkı payı yükümlülüğünü de beraberinde getirir. Bu tür daha yüksek bireysel kusur, örneğin denetim kurulu başkanının yönetim kurulu ile sürekli temas halinde olması nedeniyle, denetim kurulunun bir bütün olarak haksız bir şekilde onayladığı bir işlemin risklerini sıradan denetim kurulu üyelerine kıyasla daha kolay fark edebilmesi durumunda ortaya çıkabilir.
V. Sonuç
Kurumsal uygulamada, denetim kurulu başkanının şirketin hem gelişimi hem de ekonomik gücü üzerinde belirleyici bir etkisi vardır. Bununla birlikte, denetim kurulu başkanının öne çıkan konumu ve yetkileri, önemli ölçüde artan sorumluluk risklerini de beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, en azından halka açık şirketlerde, denetim kurulu başkanlığı görevi artık sadece ikincil bir işlev olarak yürütülmesi neredeyse imkansız hale gelmiştir. Görevlerin giderek artan karmaşıklığı ve gereken zaman ayırımı göz önüne alındığında, “profesyonel denetim kurulu üyeleri”ne doğru giden yol şimdiden çizilmiş gibi görünmektedir.
Kaynak: NJW-Spezial 15/2015, Münih; Düsseldorf Bölge Mahkemesi, 30 Nisan 2015 tarihli karar – I-3 Wx 61/14 = BeckRS 2015, 11485