Tasfiye Memuruyla İşbirliği Yapmayı Reddetmek, Macar Genel Müdürün Sınırsız Sorumluluğuna Yol Açabilir

Macaristan’da, tüzel kişiliklerin üst düzey yöneticilerinin sorumluluğunun saptanması, hukuk uygulamalarında sıkça gündeme gelen bir konudur. Geçmişte, mahkemeler bu konuda her zaman tutarlı davranmamıştır. Ancak son zamanlarda, büromuz, bir mahkemenin, genel hukuk ilkelerine veya genel tazminat kurallarına dayanarak değil, yalnızca kanunla açıkça izin verilen şirket perdesinin kaldırılması durumlarında bir yöneticiye sınırsız sorumluluk yükleyebileceğini belirleyen, temel öneme sahip bir karar elde etmiştir.

Macaristan İflas Kanunu’nun 33/A maddesinde bu tür açık bir hüküm yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca, genel müdürler veya yönetim kurulu üyeleri gibi icra yetkilileri, tasfiyenin başlangıç tarihinden önceki üç yıl içinde ve iflas tehlikesi doğuran bir durumun ortaya çıkmasından sonra, alacaklıların menfaatlerini gerektiği gibi gözeterek yönetim görevlerini yerine getirmemişlerse ve bununla nedensel bağlantı içinde, ekonomik işletmenin varlıkları azalmışsa veya başka bir nedenden ötürü alacaklıların alacaklarının tam olarak karşılanması engellenebilirse, bu kişiler sorumlu tutulabilir.

Bu pratikte ne anlama geliyor?
Macaristan’da, örneğin Almanya’nın aksine, genel olarak iflas başvurusunda bulunma konusunda mutlak bir yükümlülük bulunmamaktadır. Ancak, bir yönetici iflas tehlikesi oluşturan bir durum tespit ederse, daha sonra ortaya çıkabilecek hukuki sorumluluktan kaçınmanın iki yolu vardır: ya şirket iflas başvurusunda bulunur ya da yönetici, bir nevi iflas idarecisi olarak hareket eder ve genel ticari önceliklerin yerine alacaklıların menfaatlerine öncelik verir.

İflas Kanunu’nun 33/A(5) maddesi, bir üst düzey yöneticinin müteakip bir tasfiye sürecinde tasfiye memuruyla işbirliği yapmaması durumunda, söz konusu yöneticinin sorumluluğuna ilişkin çeşitli çürütülebilir varsayımları düzenlemektedir.
Büromuzun yakın zamanda kazandığı bir davada, mahkeme şu kararı vermiştir: Davacı alacaklı, sadece icra müdürünün görev süresi boyunca iflas tehdidi oluşturan bir durumun mevcut olduğunu değil, aynı zamanda İflas Kanunu’nun 27. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkemenin aksi takdirde fiili iflasın varlığını tespit edeceği koşulların da mevcut olduğunu iddia ederse, eski yöneticinin, iflas tehdidi oluşturan bir durumun mevcut olmadığını ve dolayısıyla ne iflas başvurusunda bulunmak ne de alacaklıların menfaatleri doğrultusunda şirketi işletmeye devam etmek zorunda olmadığını ispat etmek için gerçek bir imkânı bulunmadığını belirtmiştir. Sonuç olarak, mahkeme, söz konusu davada bir limited şirketin genel müdürü olan eski yöneticiye ilişkin sınırsız sorumluluğu, daha fazla inceleme yapmaksızın tespit edebilir. Dolayısıyla, tasfiye halindeki şirketin varlıkları alacaklıların taleplerini karşılamak için yetersiz olsa bile, eski yöneticiye karşı kişisel varlıkları üzerinden icra takibi başlatılabilir.

Bu nedenle, sıkça yanlış bir şekilde inanıldığı gibi, Macaristan’da bir genel müdürü şahsen sorumlu tutmanın imkânsız ya da neredeyse imkânsız olduğu iddiası doğru değildir. Uygun usul izlendiği takdirde, şirket perdesinin kaldırılması mümkündür. Görüşümüze göre, sorun, ilgili tarafların genellikle doğru uzmana başvurmamaları ve bunun sonucunda uzmanın talepleri yanlış türde bir usul yoluyla tahsil etmeye çalışmasından kaynaklanmaktadır.

Siz de eski bir üst düzey yöneticiye karşı açılmış bir davaya taraf mısınız? Lütfen bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.

Konunuzu görüşmeye hazır mısınız?

Bize bir mesaj gönderin, biz de bunu ilgili ekibe iletelim.