Gıda Ürünlerinde Protein İddiaları: BGH’nin ABAD’a Yaptığı Sevk ve Bunun İç Pazar İçin Önemi

Gıda Ürünlerinde Protein İddiaları: BGH’nin ABAD’a Yaptığı Sevk ve Bunun İç Pazar İçin Önemi

Gıda ambalajlarında proteinle ilgili beyanların kullanımı, son birkaç yıldır etiketleme uygulamalarında en hassas konular arasında yer almaktadır. İlk bakışta tamamen tasarımla ilgili bir konu gibi görünen bu mesele, aslında Tüketicilere Yönelik Gıda Bilgileri Yönetmeliği (FIC Yönetmeliği) ile Sağlık İddiaları Yönetmeliği (HCR) arasındaki etkileşimi temel bir şekilde ilgilendirmektedir.

20 Kasım 2025 tarihli kararıyla, Federal Adalet Mahkemesi (Federal Yargıtay, BGH) bu konuyu açıklığa kavuşturulması amacıyla Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (CJEU) sevk etmiştir (Dava No. I ZR 2/25; CJEU nezdinde C-758/25 sayılı dava olarak görülmektedir). Bu sevk, uygulamada yaygın olarak görülen bir durumu ilgilendiriyor: “Yüksek Protein” gibi izin verilen bir iddia, örneğin belirli gram değerleri gibi ek beyanlarla destekleniyor.

Bu durum, Avrupa düzeyinde ilk kez, bu tür beyanların izin verilen bir iddianın kabul edilebilir bir açıklaması olarak sınıflandırılıp sınıflandırılamayacağı ya da FIC Tüzüğü ile oluşturulan sistemin bu konuda net bir sınır getirip getirmediği sorusunu gündeme getirmektedir.

Mevcut Durum: Net Bir Çizgi, Ancak Esneklik Kapsamı Sınırlı

Alman bakış açısına göre, başlangıç noktası nispeten açıktır. FIC Tüzüğü’nün 30. maddesinin 3. fıkrası, içtihat hukukunda kapsamlı bir hüküm olarak anlaşılmaktadır. Buna göre, zorunlu beslenme beyanı dışında yalnızca belirli beslenme bilgileri tekrarlanabilir. Protein, bu kalemler arasında yer almamaktadır. Dolayısıyla, tablo dışında protein içeriğine yapılan tek başına atıflar, özellikle vurgulanarak sunuldukları durumlarda genellikle kabul edilemez olarak değerlendirilmektedir.

Bu yaklaşım, örneğin, Stuttgart Bölge Yüksek Mahkemesi tarafından yakın zamanda teyit edilmiştir (30 Ocak 2025 tarihli karar – 2 U 145/23). Mahkeme, ayrı olarak vurgulanan bir protein miktarının —örneğin, bir fincan başına belirtilen miktar gibi— FIC Yönetmeliği’nin 30. maddesinin 3. fıkrası kapsamında olmadığını ve bu nedenle gıda etiketleme düzenlemelerini ihlal edebileceğini açıkça belirtmiştir.

Uygulama açısından, değerlendirmenin ifadenin içeriğindeki doğruluktan ziyade, ifadenin sunulduğu bağlama odaklanması hayati önem taşımaktadır. FIC Yönetmeliği, beslenme bilgilerinin tutarlı ve karşılaştırılabilir bir çerçeve içinde aktarılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Tek tek değerlerin seçici bir şekilde vurgulanması, bu sisteme yalnızca sınırlı ölçüde uymaktadır.

Açık Soru: Kabul Edilebilir Bir Ayrıntı mı, Yoksa Kabul Edilemez Bir Ek mi?

İşte tam da bu noktada BGH’ye yapılan sevk devreye giriyor. Mahkeme’den, AB hukuku kapsamında, Sağlık İddiaları Yönetmeliği’nin ilgili eklerinde açıkça öngörülmemiş olsa bile, kabul edilebilir bir iddianın ek beyanlarla detaylandırılıp detaylandırılamayacağının açıklığa kavuşturulması istenmektedir.

Uygulayıcılar için bu, salt teorik bir mesele değildir. Etiketleme kavramlarının çoğu, tam da bir iddianın ve açıklayıcı ek bilgilerin birleşimi üzerine kurulmuştur; bu birleşimin amacı, soyut bir iddiayı tüketiciler için daha somut hale getirmektir.

Bugüne kadar Alman iç hukukunda bu durum genellikle kabul edilemez bir genişletme olarak değerlendirilmiştir. Ancak Federal Yargıtay (BGH), AB hukuku kapsamındaki bu sınıflandırmanın açıklığa kavuşturulması gerektiğini düşünmekte ve bu nedenle ön karar talebinde bulunmayı tercih etmiştir.

İç Pazardaki İşletmeler İçin Etkileri

ABAD’ın kararı Almanya ile sınırlı kalmayacaktır. Bu karar, tüm Üye Devletlerde ilgili hükümlerin uygulanışını şekillendirecek ve dolayısıyla Avrupa çapındaki etiketleme stratejilerinin tasarlanması üzerinde doğrudan bir etki yaratacaktır.

Şu anda, birçok işletme için durum tutarsızlığını korumaktadır. Yasal çerçeve uyumlaştırılmış olsa da, uygulama pratikleri henüz tam olarak uyumlu hale getirilmemiştir. Almanya’da bu konu nispeten katı bir şekilde ele alınırken, diğer pazarlarda uygulamada daha fazla itidalli bir yaklaşım sergilendiği bazı durumlarda gözlemlenebilir.

Bu durum, birden fazla yargı alanında faaliyet gösteren üreticiler ve dağıtımcılar için bir ikilem yaratmaktadır. Bir yandan, ürün sunumunun tek tip olması konusunda meşru bir menfaat söz konusudur. Öte yandan, söz konusu pazara bağlı olarak bu sunum farklı şekillerde değerlendirilebilir.

Bu tür durumlarda asıl mesele, genellikle belirli bir tasarımın ilke olarak savunulup savunulamayacağı değil, daha çok ilgili tüm pazarlarda sağlam olup olmadığıdır. Dolayısıyla, BGH’nin sevk ettiği konu, yalnızca münferit beyanların kabul edilebilirliği ile sınırlı kalmayıp, iç pazarda etiketlemenin tutarlı bir şekilde düzenlenebilme imkânını da kapsamaktadır.

Tipik Uygulama Sorunları

Danışmanlık alanında, birçok işletmenin şu anda aynı sorunlarla boğuştuğu açıkça görülmektedir. En önemli endişelerden biri genellikle mevcut ambalajların değerlendirilmesidir. Besin değerleri tablosunun dışında öne çıkarılan protein beyanları, gerçeklere uygun olsalar bile, mevcut Alman içtihat hukuku kapsamında risk altındadır.

Aynı durum, “Yüksek Protein” ifadesinin belirli miktar belirtileriyle birleştirilmesi için de geçerlidir. Böyle bir sunumun hukuka uygun olup olmayacağı, doğrudan AB Adalet Divanı’nın yakında vereceği karara bağlı olacaktır.

Tekrarlayan bir başka sorun ise yüzde ifadeleri veya diğer oransal göstergelerle ilgilidir. Bunlar, neye atıfta bulundukları net olmadığında özellikle sorun teşkil etmektedir. Protein iddialarının değerlendirilmesinde, toplam enerji değerine oran belirleyici öneme sahiptir. Birbirinden farklı sunumlar yanıltıcı olabilir ve ek hukuki riskler doğurabilir.

Son olarak, birden fazla satış pazarında faaliyet gösteren işletmeler, tek tip bir strateji belirleme sorunuyla karşı karşıyadır. AB hukuku kapsamında bu konuda bir netlik sağlanana kadar, bu durum genellikle ilgili ulusal uygulama pratiklerini dikkate alan farklılaştırılmış bir değerlendirme gerektirecektir.

Değerlendirme ve Gelecek Beklentileri

BGH’nin bu sevk kararı, izin verilen tüketici bilgilendirmesi ile izin verilmeyen tanıtım amaçlı vurgular arasında daha net bir ayrım yapılmasına yönelik önemli bir adımdır. Bu karar, pratik ürün tasarımı ile yasal çerçevenin birbiriyle özellikle yakından iç içe olduğu bir alanı ilgilendirmektedir.

Kısa vadede, durum bir ölçüde ihtiyatlılık ile şekillenmeye devam etmektedir. Mevcut içtihat hukuku, işletmelerin uymaya devam etmesi gereken dar bir çerçeve belirlemektedir.

Uzun vadede, AB Adalet Divanı’nın kararı bu sınırın daha net bir şekilde tanımlanmasına imkân sunmaktadır. Bu durum, ya mevcut çizginin teyit edilmesiyle ya da daha ayrıntılı bir yaklaşımla sonuçlanabilir. Her iki durumda da, iç pazardaki hukuki kesinlik artacaktır.

Avrupa Bağlamında Tavsiyeler

Son gelişmeler, gıda etiketleme konusunun artık salt ulusal bir bağlamda ele alınamayacağını göstermektedir. Bu konuların, Avrupa hukuku ve bunun pratikteki uygulaması ışığında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Üreticilere, distribütörlere ve marka sahiplerine, mevcut etiketlemelerin gözden geçirilmesi ve Avrupa pazarı için sağlam konseptlerin geliştirilmesi konusunda danışmanlık hizmeti sunuyoruz. Amaç, mevcut yasal gerekliliklere uygun çözümler geliştirirken, aynı zamanda gelecekteki gelişmeleri de uygun şekilde öngörmektir.

Konunuzu görüşmeye hazır mısınız?

Bize bir mesaj gönderin, biz de bunu ilgili ekibe iletelim.