Yeni Macar Medeni Usul Kanunu ve Dava Dilekçelerinin Reddi: Sovyet Bürokratik Zihniyetine Sahip Avrupalı Yargıçlar mı?

Bu yıl yürürlüğe giren yeni Macar Medeni Usul Kanunu, getirdiği sayısız teknik ve ayrıntılı kural nedeniyle – ki bunların çoğunu gereksiz buluyoruz – neredeyse bir yıldır hukuki çözüm arayanların işini zorlaştırmaktadır. Bunun sonucunda Macaristan’da dava açmak önemli ölçüde güçleşmiştir. Davacılar, mahkemelerin dava dilekçelerini neredeyse otomatik olarak reddetmeleri nedeniyle çoğu zaman mahkeme salonuna dahi ulaşamama riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Kanunun gerekçesine göre yeni Medeni Usul Kanunu, Slovenya ve Litvanya’nın usul hukuku geleneklerinden yararlanmaktadır. Bize göre, Macaristan’daki düzenlemenin temelini oluşturan ve hatta madde numaraları bakımından eski Macar Medeni Usul Kanunu’yla sıklıkla örtüşen Alman Medeni Usul Kanunu (ZPO) hükümlerinin benimsenmesi daha uygun olurdu. Bu yaklaşım, öncelikle daha odaklı yargılamaların yürütülmesini ve uyuşmazlığın esasına yönelik etkin bir dava yönetimini teşvik edebilirdi. Yasama organı, hazırlık aşaması ile esas hakkında yargılama aşamasından oluşan iki aşamalı bir usul yapısında ısrar edecekse Avusturya usul hukukundan da yararlanabilirdi. Bunun yerine, uygulamadaki gerçeklerden büyük ölçüde kopuk kurallar getirilmiştir. Bu kurallar, örneğin hâkimleri taraflar arasında uzlaşma sağlamaya teşvik ederek uyuşmazlıkların hızlı biçimde çözülmesine hizmet etmek yerine, uygulamada bürokratik ve teknik ayrıntılara aşırı ölçüde odaklanılması sonucunda etkin hukuki korumayı güçleştiriyor görünmektedir.

Bunun en çarpıcı örneği, belirli “sihirli kelimelerin” – ister gerçekten gerekli olsun ister gerekli olduğu ileri sürülsün – bulunmaması nedeniyle mahkemenin dava dilekçesini daha başlangıç aşamasında reddetmesi ve böylece davanın esasına geçilmesinin dahi mümkün olmamasıdır. Bize göre bu noktada mahkemelerin yaklaşımında ciddi yanlış anlamalar bulunmaktadır. Hâkimler – umarız yalnızca bu ilk uygulama döneminde – bir davanın kabul edilebilirliği (Zulässigkeit) ile esas bakımından haklılığı (Begründetheit) arasındaki ayrımı yeterince gözetmiyor görünmektedir. Bir dava dilekçesinin ileri sürülen bütün hususları tek başına ispatlaması gerekmez; aksi takdirde çekişmeli ve çekişmesiz vakıalar gibi temel usul kavramları anlamını yitirirdi. Dava dilekçesinin yapması gereken, vakıaları ve delilleri açık ve tutarlı biçimde ortaya koymak, başka bir ifadeyle hukuken tutarlı ve yeterli bir dava anlatımı (schlüssiger Klagevortrag) sunmaktır.

Yeni hukuki kurumlara ilişkin literatürün İngilizce ve Almanca gibi yaygın kullanılan dillerde mevcut olması dahi, daha az bilinen hukuk sistemleri yerine yerleşik usul kanunlarından yararlanılması için bir gerekçe oluşturabilirdi. Böylece ilgili yabancı hukuk literatürü ve içtihatları incelenerek Macar hukukunun yorumlanmasında bunlardan yararlanılması mümkün olabilirdi. Macar mahkemelerinin belirli hukuki meseleleri yorumlarken Litvanca veya Slovence kaleme alınmış şerh ve yorumlara başvurması ise bize pek olası görünmemektedir.

Bu nedenle, genel olarak mevcut ve potansiyel müvekkillerimize, yargı yeri seçiminin mümkün olduğu durumlarda – örneğin sınır ötesi teslimatların veya birden fazla şubenin söz konusu olduğu uyuşmazlıklarda – şimdilik davalarını yabancı bir mahkemede açmayı değerlendirmelerini tavsiye ediyoruz. Siz de yurt dışında dava açılması konusunda hukuki destek almak istiyorsanız, lütfen bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.

Uluslararası Yatırımlarınızda ve Uyuşmazlıkların Çözümünde Yanınızdayız

Şirketinizin hedeflerine uygun ülke, hukuki yapı ve yatırım modelini belirlemek için uluslararası ekibimizden stratejik Türkçe Hukuki Danışmanlık alın.