Roma II Tüzüğü’nün 4. Maddesi Kapsamında Salt Ekonomik Zarar Hâlinde Uygulanacak Hukuk

Roma II Tüzüğü’nün 4. Maddesi Kapsamında Salt Ekonomik Zararın Yerinin Belirlenmesi

Fiziksel zarar veya maddi malvarlığı zararı söz konusu olduğunda Roma II Tüzüğü’nün 4. maddesi uyarınca uygulanacak hukukun belirlenmesi genellikle önemli bir güçlük yaratmaz. Bu durumlarda zararın meydana geldiği yer çoğu zaman kapsamlı bir incelemeye gerek kalmadan tespit edilir. Ancak iddia edilen zarar salt ekonomik zarardan ibaret olduğunda durum önemli ölçüde değişir. Mali kayıp fiziksel bir alanda değil, hukuki veya ekonomik bir çevrede ortaya çıkar. Bu durum, 4(1). madde uyarınca zararın yerinin belirlenmesini güçleştirir. Dolayısıyla “zararın meydana geldiği yer” sorusu, ülkesel olmaktan çok işlevsel bir değerlendirme gerektirir.

Bunun tipik bir örneği, ana şirketin bilinçli olarak yetersiz destek sağlaması veya pay sahiplerinin bağlı şirketin mali istikrarını olumsuz etkileyen müdahaleleri sonucunda bağlı şirketin mali durumunun kötüleşmesidir.

Salt ekonomik zarar genellikle hesap bakiyelerinin azalması, malvarlığı değerlerinin düşmesi veya şirket bünyesinde değer kaybı yaşanması gibi mali durumdaki bozulmalarla ortaya çıkar. Buradaki temel güçlük, bu bozulmanın ilk kez ve doğrudan nerede gerçekleştiğinin belirlenmesidir.

İddia edilen zarar, davacının kendi malvarlığındaki doğrudan bir kayıptan değil, alacakların karşılanmasında kullanılabilecek malvarlığının azalmasından kaynaklandığında değerlendirme daha karmaşık hâle gelir. Bunun tipik örneği, bir şirketin malvarlığının alacaklılarının zararına olacak şekilde azaltılmasıdır. Bu durumda iddianın özü, alacaklıların alacaklarını tahsil edebilecekleri malvarlığının azalmasıdır. Bireysel alacaklı doğrudan ve birincil bir zarara uğramaz. Tahsil imkânının azalması, şirket malvarlığındaki kaybın yalnızca dolaylı sonucudur.

1. İlgili Bağlama Noktası Olarak Birincil Mali Etki

Belirleyici olan, mali kaybın ilk kez nerede gerçekleştiğidir. Bu nedenle esas alınması gereken yer, zarara uğrayan malvarlığının bulunduğu veya doğrudan ekonomik etkinin ortaya çıktığı yerdir. Salt ekonomik zarar hâlinde bu yer genellikle doğrudan değer kaybına uğrayan belirli malvarlığı unsurunun bulunduğu yerle situs örtüşür. Böyle bir yer tespit edilemiyorsa şirketin başlıca malvarlığının bulunduğu merkez esas alınabilir. Bu yaklaşım hukuki tutarlılık sağlar ve alacaklıların veya bağlantılı kişilerin farklı ülkelerde dolaylı zararlara uğraması nedeniyle uygulanacak hukukun değişmesini önler. Böylece zararın meydana geldiği yer, ikincil sonuçların daha sonra ortaya çıktığı yerlere değil, birincil mali menfaatin doğrudan zarar gördüğü yere bağlanır.

Benzer değerlendirmeler şirketler topluluğu yapılarında da geçerlidir. Yukarıdaki örnekte bağlı şirketin zararının yeri belirlenirken doğrudan mali kayba uğrayan şirket esas alınır. Alacaklılar sonuçta bu durumdan etkilenebilse de tahsil imkânlarının azalması dolaylı bir sonuçtur. Bu nedenle 4(1). madde açısından belirleyici olan, bağlı şirketin kendi mali merkezidir. Bu işlevsel yaklaşım, zararın yerini ekonomik gerçeklikle uyumlu hâle getirirken şirketler topluluğuna ilişkin sorumluluk meselelerinde de hukuki tutarlılığı korur.

Pay sahiplerinin alacaklıların alacaklarını karşılayacak malvarlığını ortadan kaldıran veya azaltan müdahaleleri bu durumu özellikle açık biçimde gösterir. Bu tür davranışlar şirket içi yükümlülüklerle bağlantılı olsa dahi, belirli olmayan bir alacaklılar grubunu korumaya yönelik olmaları haksız fiil hukuku kapsamında nitelendirilmelerini destekler. Bu nedenle Roma II Tüzüğü’nün 1(2)(d) maddesindeki şirketler hukukuna ilişkin istisna otomatik olarak uygulanamaz ve dar yorumlanmalıdır. İlgili zarar, yine etkilenen şirket düzeyindeki birincil ekonomik kayıptan kaynaklanır.

2. Zarara Yol Açan Olayın ve Dolaylı Zararların Dışlanması

Roma II Tüzüğü’nün 4(1). maddesi, zarara yol açan olayın gerçekleştiği yeri bağlama noktası olarak kabul etmez. Dolayısıyla ekonomik kayba neden olan davranışın veya kararın gerçekleştiği yer, uygulanacak hukukun belirlenmesinde esas alınmaz. Bu yaklaşım, değerlendirmeyi hazırlayıcı veya zarara neden olan fiillerin gerçekleştiği yerlerden ziyade mali etkinin kendisine odaklar. Böylece Tüzüğün fiilin gerçekleştiği yer yerine zararın meydana geldiği yere verdiği öncelik korunur.

Aynı şekilde dolaylı zararlar da 4(1). madde kapsamında uygulanacak hukuku belirleyen ayrı bir bağlama noktası oluşturmaz. Alacaklıların, pay sahiplerinin veya bağlantılı şirketlerin daha sonra karşılaştıkları kayıplar, zararın meydana geldiği yeni yerler olarak kabul edilmez. Esas alınan yalnızca ilk ve doğrudan mali kayıptır. Böylece bağlama noktalarının çoğalması ve başka ülkelerde ortaya çıkan mali sonuçların birincil zarar yerinin önüne geçmesi engellenir.

3. Düzeltici Mekanizmalar

Roma II Tüzüğü’nün 4(3). maddesi, 4(1). madde uyarınca yapılacak salt teknik bir yer belirlemesinin uyuşmazlığın genel yapısını yansıtmadığı durumlarda önemli bir güvence sağlar. Somut olayın koşulları başka bir ülkeyle açıkça daha sıkı bir bağlantının bulunduğunu gösteriyorsa Tüzük, genel kuraldan ayrılmaya imkân tanır. Bu mekanizma özellikle iddia edilen zararın temelindeki faaliyetlerin, ilişkilerin veya karar alma süreçlerinin, mali etkinin şeklen ortaya çıktığı ülkeden farklı bir ülkede yoğunlaştığı durumlarda önem taşır. Bu istisna kuralı, uygulanacak hukukun sınır ötesi ilişkinin şekline değil, esasına uygun olarak belirlenmesini sağlar.

4. Hukuki Danışmanlığın Önemi

Roma II Tüzüğü’nün 4. maddesi kapsamında zararın meydana geldiği yerin belirlenmesi, mali ve kurumsal koşulların dikkatli ve sistematik biçimde incelenmesini gerektirir. Tüzük açık bir başlangıç noktası sunsa da salt ekonomik zarar söz konusu olduğunda ekonomik gerçekliğin, şirket yapılarının ve birincil zarar ile dolaylı zarar arasındaki işlevsel ilişkinin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerekir. Erken aşamada alınan hukuki danışmanlık, bu hususların gerekli hassasiyetle ele alınmasını ve sınır ötesi uyuşmazlıklarda tutarlı bir kanunlar ihtilafı stratejisi oluşturulmasını sağlar. NZP NAGY LEGAL; uygulanacak hukukun belirlenmesi, sınır ötesi taleplerin yapılandırılması ve her uyuşmazlığın ticari koşullarına uygun sağlam usul stratejilerinin geliştirilmesi konularında müvekkillerine hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Uluslararası Yatırımlarınızda ve Uyuşmazlıkların Çözümünde Yanınızdayız

Şirketinizin hedeflerine uygun ülke, hukuki yapı ve yatırım modelini belirlemek için uluslararası ekibimizden stratejik Türkçe Hukuki Danışmanlık alın.