Rusya’nın saldırı savaşına halkın destek vermesi, Almanya’da cezai sorumluluk doğmasına yol açabilir

Braunschweig Yüksek Bölge Mahkemesi’nin yakın zamanda verdiği bir karar, Almanya’da faaliyet gösteren bireyler ve kuruluşlar için önemli bir uyum ve itibar riskini teyit etmektedir: Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü saldırı savaşını destekleyen kamuya açık açıklamalar, Alman hukuku kapsamında bir suç teşkil edebilir. Bu karar, ceza hukuku, ifade özgürlüğü, kamuya açık iletişim ve uluslararası hukuki hesap verebilirlik alanlarının kesiştiği noktada dikkate değer bir gelişmedir.

Braunschweig kararından çıkarılması gereken temel noktalar

Mahkemenin basın açıklamasına göre, dava, 2022 yılında yayınlanan ve Vladimir Putin’i açıkça destekleyen, ayrıca Ukrayna’nın doğusundaki sözde “faşist” unsurların yok edilmesini onaylayan bir sosyal medya yorumundan kaynaklanmıştır. Mahkemeler, bu açıklamayı, Alman Ceza Kanunu’nun 140. maddesi kapsamında yer alan bir suçun kamuya açık bir şekilde onaylanması olarak değerlendirdi; bu değerlendirme, Alman uluslararası ceza hukukundaki saldırganlık ile ilgili hükümlerle birlikte ele alındı. Temyiz aşamasında mahkûmiyet kararı ilke olarak onandı, ancak para cezası indirildi.

Bu kararı özellikle önemli kılan unsur, mahkemenin yurtdışında işlenen fiillere yönelik yaklaşımıdır. Braunschweig Yüksek Bölge Mahkemesi, söz konusu fiilin kendisi Alman ceza hukukunun olağan yetki alanı dışında kalsa bile, ilgili ifadenin Almanya’daki kamu düzenini bozma potansiyeli olması koşuluyla, kamuoyunda bu fiili onaylamanın Almanya’da yine de cezalandırılabilir olduğu hükmüne varmıştır. Başka bir deyişle, yurt içi hukuki risk sadece altta yatan uluslararası suçta değil, aynı zamanda bu davranışın Alman kamuoyunda nasıl kamuoyuna açıklanıp, meşrulaştırılıp veya övüldüğünde de yatmaktadır.

Şirketler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası alanda faaliyet gösteren işletmeler açısından bu karar, daha geniş kapsamlı bir hususu vurgulamaktadır: Yasal sorumluluk, giderek artan bir şekilde çevrimiçi ifadelere, kamuya açık hale gelen kurum içi iletişime ve silahlı çatışmalar, yaptırımlar veya uluslararası suçlarla bağlantılı siyasi açıdan hassas mesajlara da uzanmaktadır. Bu dava aynı zamanda Almanya’da, görüş bildirme sınırlarını aşarak ciddi yasadışı şiddeti onaylama noktasına varan ifadeleri incelemeye yönelik yargının daha geniş bir hazırlık içinde olduğunu da yansıtmaktadır.

Bu kararın işletmeler ve uyum ekipleri için neden önemli olduğu

Risk yönetimi açısından bakıldığında, bu karar sınır ötesi faaliyetleri olan, çok dilli iletişim yürüten veya siyasi gerilimin yüksek olduğu kamusal söylemlere maruz kalan personeli bulunan kuruluşlar için son derece önemlidir. Günümüzde uyum çerçeveleri, yalnızca yaptırımları ve ihracat kontrollerini değil, aynı zamanda kamuya açık açıklamalar, dijital içerik ve krizle ilgili iletişimden kaynaklanan itibar ve ceza hukuku risklerini de hesaba katmalıdır. Düzenlemeye tabi veya uluslararası alanda faaliyet gösteren sektörlerdeki müşterilere danışmanlık veren hukuk firmaları için bu karar, ifade özgürlüğünün kamu düzeni ve uluslararası ceza hukuku ile kesiştiği noktalarda erken hukuki incelemenin, iç iletişim protokollerinin ve stratejik rehberliğin önemini vurgulamaktadır.

Alman mahkemeleri, ifade özgürlüğü ile uluslararası suçların cezai açıdan değerlendirilebilecek şekilde desteklenmesi arasındaki sınırları belirlemeye devam ederken, zamanında hukuki danışmanlık giderek daha fazla önem kazanmaktadır. İşletmeler ve kurumlar, kamuya yönelik mesajlarının, sosyal medya faaliyetlerinin ve kriz iletişimlerinin yalnızca itibar açısından değil, aynı zamanda cezai ve uyum riskleri açısından da değerlendirilmesini sağlamalıdır.

Konunuzu görüşmeye hazır mısınız?

Bize bir mesaj gönderin, biz de bunu ilgili ekibe iletelim.