1996 yılında Brothers to the Rescue (BTTR) örgütüne ait uçakların düşürülmesiyle bağlantılı olarak 2026 yılında hazırlanan ek iddianame, Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi toprakları dışında gerçekleşen fiiller nedeniyle cezai sorumluluk tesis etmeye çalıştığı nadir ve karmaşık örneklerden birini oluşturuyor.
BTTR, Kübalı sürgünler tarafından kurulan ve merkezi Miami, Florida’da bulunan aktivist bir kâr amacı gütmeyen kuruluş. Örgüt, özellikle Küba hükümetine ve ülkenin eski lideri Fidel Castro’ya karşı muhalif faaliyetleriyle tanınıyor.
Kimler Hangi Fiillerle Suçlanıyor?
İddianamede Küba’nın eski Devlet Başkanı Raúl Modesto Castro Ruz ile bazı Kübalı savaş pilotları sanık olarak yer alıyor. İddianameye göre sanıklar devlete karşı suçlar işledi, sivil uçakları imha etti ve cinayet suçunu işledi.
İddianamenin merkezinde yer alan birinci suçlama, ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla suç işlemek için anlaşma (conspiracy to kill U.S. nationals, 18 U.S.C. § 2332(b)(2)). İddianameye göre sanıklar, Ocak–Nisan 1996 döneminde ABD toprakları dışında ABD vatandaşlarını öldürmek üzere bilerek ve isteyerek anlaşmaya vardı.
İddianamede, bu planın amacının istihbarat bilgileri kullanılarak BTTR’ye ait silahsız sivil uçakların düşürülmesi ve bu yolla Küba halkı ile sürgündeki Küba toplumunun faaliyetlerinin sindirilmesi, caydırılması ve bunlara karşı misillemede bulunulması olduğu açıkça belirtiliyor.
İddia, diğer unsurların yanı sıra şu hususlara dayanıyor:
- Miami’deki BTTR örgütüne istihbarat amacıyla sızılması,
- emir-komuta zinciri üzerinden askerî hazırlık yapılması ve operasyon emirlerinin verilmesi,
- 24 Şubat 1996 tarihinde uluslararası hava sahasında iki uçağın havadan havaya füzelerle (AAM) düşürülmesi ve dört kişinin hayatını kaybetmesi.
Diğer suçlamalar ise şunları kapsıyor:
- 2–3. suçlamalar: Her uçak için ayrı ayrı olmak üzere uçakların imha edilmesi (18 U.S.C. § 32, § 34; 49 U.S.C. § 46501),
- 4–7. suçlamalar: Her mağdur için ayrı ayrı olmak üzere cinayet (18 U.S.C. § 1111, § 3238, § 2).
Bu yapı, savcılığın suçların birlikte planlanması niteliğini, bireysel öldürme fiillerini ve sivil uçakların imhasını ayrı ayrı ele almasına imkân tanıyor.
ABD’nin Ülke Dışı Yargı Yetkisi Neye Dayanıyor?
ABD’nin yargı yetkisinin temel dayanaklarından biri, yurt dışında ABD vatandaşlarının öldürülmesini veya bu amaçla suç işlemek için anlaşmaya varılmasını açıkça suç sayan 18 U.S.C. § 2332(b) hükmü. Benzer bir düzenleme Macar Ceza Kanunu’nun 3(2)(b) maddesinde de bulunuyor. Buna göre Macar ceza hukuku, Macar vatandaşı olmayan kişilerin yurt dışında Macar vatandaşlarına karşı işlediği ve Macar Hukukuna göre cezalandırılabilen fiillere uygulanıyor.
Bu hukuki çerçeve birkaç yargı yetkisi ilkesine dayanıyor:
- Pasif şahsilik ilkesi: Yargı yetkisi mağdurların ABD vatandaşı olmasına dayanıyor.
- Koruma ilkesi: Suçun işlendiği yer veya failin vatandaşlığı tek başına belirleyici değil. Casusluk gibi devlete karşı suçlarda olduğu üzere, devletin temel menfaatlerini etkileyen ve yabancı kişiler tarafından yurt dışında işlenen fiiller hakkında yargı yetkisi kurulmasına imkân tanıyor.
- Özel ülkesellik ilkesi: ABD’de tescilli uçaklar üzerindeki yargı yetkisini ifade ediyor. 49 U.S.C. § 46501, “özel uçak yargı yetkisi” (special aircraft jurisdiction) kavramını ayrıca tanımlıyor.
18 U.S.C. § 2332(d) uyarınca ülke dışında işlenen suçlara ilişkin yargılamanın başlatılması için Başsavcının, suçun bir hükümeti veya sivil nüfusu sindirme, zorlama veya bunlara karşı misillemede bulunma amacı taşıdığı yönünde bir tespitte bulunması da gerekiyor. Macar Ceza Kanunu’ndaki yaklaşıma benzer şekilde bu şart, devletlerin ülke dışında gerçekleşen fiillere ilişkin ceza yargılamasını yalnızca bir yargı yetkisi meselesi olarak değil, dış politika ve egemenlik boyutu bulunan bir konu olarak da ele aldığını gösteriyor.
Son olarak 18 U.S.C. § 3238, bu tür davalarda yer bakımından yetkiyi belirliyor. Genel kural olarak yargılama, sanığın yakalandığı veya ABD’ye ilk kez getirildiği yargı çevresinde yürütülüyor. Bunun henüz gerçekleşmediği durumlarda — mevcut davada olduğu gibi — sanıkların ABD’de ikametgâhı bulunmuyorsa iddianame Washington, D.C.’de düzenlenebiliyor.
Devlet Egemenliği ve Dokunulmazlık Sorunu
Bu nitelikteki her dava, devlet egemenliği ile bireysel cezai sorumluluk arasındaki gerilimi gündeme getiriyor.
1. Devlet Egemenliği
Uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri, devletlerin egemenlik yetkilerini esas olarak kendi ülkeleri içinde kullanmasıdır. Ancak iddianame, uçakların uluslararası hava sahasında düşürüldüğü iddiasına dayanıyor. Bu durum münhasır ülkesel yargı yetkisinin önemini azaltıyor.
Öte yandan iddia edilen fiiller askerî ve istihbarat birimleri dâhil devlet organları tarafından gerçekleştirilmiş. Bu durum geleneksel olarak uluslararası hukuk kapsamında devletin sorumluluğu meselesini gündeme getirir. ABD’deki yargılama ise bunun yerine bilinçli olarak bireysel cezai sorumluluğa odaklanıyor.
2. Devlet Görevlilerinin Dokunulmazlığı
Görevdeki devlet başkanı veya hükümet başkanı gibi üst düzey devlet görevlilerine tanınan dokunulmazlık, uluslararası ilişkilerin düzenli şekilde yürütülmesini ve devletlerin egemen eşitliğini korumayı amaçlıyor. İşlevsel dokunulmazlık ise bir devletin mahkemelerinin başka bir devletin egemenlik yetkisi kapsamında gerçekleştirilen resmî fiilleri yargılamaması gerektiği düşüncesine dayanıyor. Resmî sıfatla veya devlet yetkisinin kullanılması kapsamında gerçekleştirilen fiillere uygulanıyor ve ilgili kişinin görevinden ayrılmasının ardından da devam edebiliyor.
ABD’nin yaklaşımı, özellikle sivillere yönelik saldırılar gibi ağır suçların faillerinin işlevsel dokunulmazlıktan her durumda yararlanamayacağı ve bireysel cezai sorumluluğa dayalı yargılamanın devletin uluslararası hukuktaki sorumluluğundan ayrı değerlendirilmesi gerektiği varsayımına dayanıyor.
Bununla birlikte bu tür bir ceza yargılamasının pratikte sonuç doğurması, nihayetinde sanıkların yakalanarak ABD’nin yargı yetkisi kapsamına getirilebilmesine bağlı.
Sonuç
Castro davası, devlet aktörlerinin yer aldığı siyasi açıdan hassas bir olayın ABD hukuku kapsamında uluslararası bir uyuşmazlıktan iç hukukta yürütülen bir ceza yargılamasına nasıl dönüştürülebildiğini gösteriyor.
Dava özellikle;
- ülke dışında uygulanma imkânı tanıyan ceza hükümlerine,
- mağdurların vatandaşlığına,
- ilgili uçakların hukuki statüsüne,
- üst düzey karar alıcıların bireysel cezai sorumluluğuna dayanıyor.
Aynı zamanda dava, bireysel cezai sorumluluk ile devlet egemenliği arasındaki gerilimin, özellikle üst düzey devlet görevlilerinin dokunulmazlığı bakımından, uluslararası hukukta tartışılmaya devam ettiğini de ortaya koyuyor.