Tedarikçi edimini yerine getirdikten sonra müşterinin iflası nedeniyle ödemenin tamamının veya bir kısmının yapılmaması, çoğu zaman kasten ve ahlaka aykırı biçimde zarar verme veya tedarikçiye karşı dolandırıcılık iddiasını gündeme getirir. Bu durum, sipariş veren şirketin yönetiminin şirketin mali krizi nedeniyle sipariş edilen hizmetlerin vadesinde ödenemeyeceğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tedarikçiden hizmet sipariş etmesi ya da mevcut siparişler kapsamında hizmet almaya devam etmesi hâlinde söz konusu olur.
Bu gibi durumlarda Alman hukuku, zarara uğrayan tedarikçinin uğradığı ödeme kaybından sipariş veren şirketin yöneticilerinin sınırsız kişisel sorumluluğunu öngörmektedir. Başka bir ifadeyle yönetici veya yöneticiler, zarara uğrayan tarafın zararını kendi kişisel malvarlıklarından tamamen karşılamak zorundadır.
Almanya’nın en yüksek hukuk mahkemesinin yerleşik içtihadına göre, alacaklıların gerekli şekilde korunması için sınırlı sorumlu şirketleri (GmbH, AG, UG, GmbH & Co. KG) yöneten kişilerin davranışları sıkı ölçütlere tabi tutulmalıdır. Bir GmbH, AG, UG veya GmbH & Co. KG yöneticisinin şirketin içinde bulunduğu mali krize rağmen belirli bir siparişi vermeye veya mevcut sipariş kapsamında hizmet almaya devam edip edemeyeceği, mahkemeler tarafından kapsamlı ve sıkı biçimde denetlenir.
İflas Sürecinden Gerekli Şirket İçi Bilgilerin Elde Edilmesi
Almanya’da zarara uğrayan alacaklı, kasten ve ahlaka aykırı biçimde zarar verme veya tedarikçiye karşı dolandırıcılık iddialarına dayanak oluşturan koşullar hakkında gerekli şirket içi bilgilere en güvenilir şekilde, iflas eden Alman müşterinin iflas süreci kapsamında ulaşabilir.
Alman iflas sürecinde iflas idarecisi, sürecin başından itibaren alacaklılara ve iflas mahkemesine kapsamlı raporlar sunar. Bu raporlar şirketin mali krizinin ne zaman ve neden başladığına ilişkin bilgileri içerir. Yönetimin kriz sırasında aldığı önlemler de raporlarda yer alır. Alacaklılar, iflas idarecisinin elde ettiği bilgilere ilişkin kapsamlı bir bilgi edinme hakkına sahiptir. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi için alacaklının talebinin iflas idarecisi tarafından kabul veya tespit edilmiş olması gerekir. Bu nedenle, asıl amaç şirket yöneticisinin kişisel sorumluluğuna başvurmak olsa dahi ödenmemiş alacağın iflas sürecinde kaydettirilmesi uygulamada önem taşır.
Yukarıda belirtilen bilgilerin elde edilmesi ve değerlendirilmesi konusunda gerekli deneyime sahibiz. Mevcut olgular çerçevesinde şirket yönetimine karşı hukuki yollara başvurulmasının somut olayda başarı ihtimali taşıyıp taşımadığını ve usul açısından uygun olup olmadığını değerlendirebiliriz.